Anders Borchgrevink
Lakki
Bjørn Skagestad
Faren
Gabriel Paaske
Tim
Jorunn Kjellsby
Siss
Nina Gunke
Moren
Jan Grønli
Budda-mannen
Øyvin Bang Berven
Gymlæreren 'Tarzan'
Stian Bonnevie Arntzen
Lakki som 7-åring
Türkiye'de yasal platformda bulunamadı
Bu içerik şu an seçili ülkedeki yasal platformlarda listelenmiyor.
Ortalama puan
—(0 oy)
Puan vermek için giriş yap
Yorum yapmak için giriş yap
Henüz yorum yok. İlk sen yaz!
1975 yılında sıcak bir yaz günü, Boston… Jimmy, Dave ve Sean isimli üç küçük çocuk caddede hokey oynadıkları sırada polis görünümündeki kişiler tarafından tarafından güya “belediye malına zarar vermeyi bırakmaları” için uyarılırlar. Bu sert görünümlü adamlar Dave'i arabalarına alıp küçük çocuğa günlerce cinsel tacizde bulunurlar. Aradan 25 yıl geçer. Küçük çocuklar artık büyür, bu süreçte de görüşmezler. Dave yetişkinliği boyunca bu olayın travmasını üzerinden atamamıştır. Üç çocuk babası olmuş eski sabıkalı Jimmy’nin 19 yaşındaki kızı Katie ölü bulunur ve Dave bir numaralı şüphelidir. Sean ise cinayetlerle ilgilenen bir dedektif olmuştur ve Katie cinayetiyle ilgilenmektedir. Bu durum 25 yıl sonra eski arkadaşları bir araya getirir. Cinayet eşelendikçe eski olaylar bir bir yüz üstüne çıkacak ve 25 yıl öncesine kadar gidecektir.
El Bosque Kliniği'inde rastlaşan iki kişiyle başlar herşey... Benigno (Javier Camara) ve Marco (Dario Grandinetti) Marco'nun boğa güreşçisi olan sevgilisi komadadır. Benigho ise klinikte komada olan genç bir bale öğrencisinin hasta bakıcılığını yapmaktadır. Bu özel iki kadın, iki erkeğin zoraki başlayan arkadaşlıklarını başka boyuta taşır. Kliniğin dört duvarı arasında ne kadar süreceği belli olmayan zaman diliminde, dört insanın hayatı, geçmişi, bugüne ve yarını belirsiz bir kaderin izlerini takip eder...
Raimunda, ailesini geçindirebilmek için birden fazla işte çalışan güçlü ve mücadeleci bir kadındır. Ablası Sole, onun kadar mücadeleci ve güçlü olmasa da, kayıtdışı çalıştırdığı kuaför salonunu işleterek hayatını kazanmaya çalışmaktadır. Kendi hallerinde yaşam mücadelesi veren bu kadınlar, bir gün doğup büyüdükleri La Mancha'da yaşayan halalarının ölüm haberi ile yıkılırlar. Cenazaye ablası Sole ile gitmek isteyen Raimunda'yı evde çok daha büyük bir yıkım beklemektedir; Solu'u ise cenazede büyük bir şok. Yıllar evvel bir yangında ölmüş olan anneleri, yarım kalan bütün işlerini tamamlamak için geri dönmüştür. Tek başlarına ayakta kalmaya çalışan kızlarının ve torununun da onun desteğine çok fazla ihtiyacı vardır.
İki erkek çocuk, Ignacio ve Enrique, 60'lı yılların İspanya'sındaki bir katolik okulunda öğrencidirler. Burada geçirdikleri zaman boyunca aşkı, sinemayı ve korkuyu keşfederler. Okulun müdürü ve edebiyat öğretmeni Peder Manolo, bu keşiflerin hem şahidi olur, hem de bir parçası * Üç karakter yıllar sonra, 70'lerde ve 80'lerde, iki kez daha aynı mekanda bir araya gelecekler. Bu karşılaşmalar aralarından birinin yaşamı ve ölümü için belirleyici olacak * Pedro Almodóvar bir kez daha anavatanı İspanya'da gezdiriyor kamerası. İnsanların derilerinin altına giriyor, yaşananları ve yaşanamayanları bir arada anlatıyor * Kuşkusuz her sinemasever bir Almodovar filmini yönetmeninin kim olduğunu bilmeden izlediğinde gerek tutku ve ihtirasla yoğrulmuş karakterlerinden gerekse eski filmlerine nazaran stilize senaryosuyla bunun bir Pedro eseri olduğunu anlayabilirler.
Matthew Bright'in yönetmenlik debutu olan bu kara mizah dolu gerilim, "Kırmızı Başlıklı Kız" masalını modern ve rahatsız edici bir şekilde yeniden yorumluyor. Reese Witherspoon'un genç ve başına buyruk Vanessa rolündeki çarpıcı performansıyla dikkat çeken film, Kiefer Sutherland'ın canlandırdığı sinsi psikopat Bob ile unutulmaz bir kötü adam portresi sunuyor. Oliver Stone'un yapımcılığını üstlendiği bu amoral yol hikayesi, geleneksel masal anlatılarını ters yüz ederken şiddet, karanlık komedi ve sosyal eleştiriyi bir araya getiriyor. "Natural Born Killers" ve "The Devil's Rejects" sevenlerin kaçırmaması gereken bir kült klasik. Film, izleyiciyi rahatsız etmekten çekinmeyen cesur anlatımıyla "politik doğruluk" sınırlarını zorluyor. Sundance'de yarattığı sansasyonun ardından underground sinema severlerin gözdesi haline gelen bu yapım, 90'ların en sıra dışı bağımsız filmlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Mutlak güç, mutlak yozlaşmayı getirir. Topluma önderlik eden dört insan, özel olarak seçilen genç kız ve oğlanları sistematik bir biçimde aşağılayarak onlardan yararlanır ve işkence eder... Bir dizi müstehcen öyküyle başlayan bu sefahat dolu işkence, dinsel bir tören havasının ardına gizlenmiştir. Filmin gelişimi cinsel sapıklıktan sadizme, işkenceden ölüme kadar amansızca uzanır. İşkencelerin alacağı bir zevk yoktur, acımaları da... Pasolini'nin son filminde bir ölüm kokusu, çöküş ve umutsuzluk sancıları içinde kıvranan insanlığa soyutlanmış son bir ağıt yatar. Faşizme karşı zehir zemberek bu film, kasvetli bir tür vasiyettir sanki...
1960'larda Hell's Kitchen'da büyüyen Shakes, Michael, John ve Tommy adındaki 4 çocuk, eşek şakası yaparken yaşlı bir adamın yaralanmasına neden olurlar. New York'taki Wilkenson Center'da 1 yıla yakın hapsolan 4 arkadaş, buradaki gardiyanların kötü muamelesine maruz kalır. Burada dayak yiyen, onurları zedelenen ve cinsel istismara uğrayan bu 4 arkadaş, 13 yıl aradan sonra Wilkenson ve gardiyanlarından intikam alma fırsatını yakalar.
Annesini kaybetmiş ve babası da işkolik olan Howie, New York banliyösünde kendini yalnız ve amaçsız hisseder. Arkadaşı Gary ile birlikte zamanlarını komşularının evlerini soyarak geçirirler, ta ki eski denizci bir pedofil olan Big John'un evini soyma hatasını yapana kadar. Big John, Howie'ye cinsel teklifte bulunur. Howie reddeder ancak ikisi sonunda beklenmedik ve tehlikeli bir dostluk kurar.