Norma Shearer
Victoria Anastasia Wilomirska
Melvyn Douglas
Nicholas Prax
Gail Patrick
Linda Wayne
Lee Bowman
Hubert Tyler
Marjorie Main
Judge Hawkes
Reginald Owen
Maj. Tyler-Blane
Heather Thatcher
Mrs. Tyler-Blane
Alan Mowbray
Grand Duke Basil
Florence Bates
Mrs. Elsa Vanderlip
Connie Gilchrist
Olive Ransome
Nella Walker
Mrs. Janet Bentley
Norma Varden
Mrs. Bryce-Carew
Türkiye'de yasal platformda bulunamadı
Bu içerik şu an seçili ülkedeki yasal platformlarda listelenmiyor.
Ortalama puan
—(0 oy)
Puan vermek için giriş yap
Yorum yapmak için giriş yap
Henüz yorum yok. İlk sen yaz!
Prof. Higgins, yağmurlu bir gecede, Londra Covent Garden'daki operadan çıkan kalabalığın arasında çiçek satan, ağzı bozuk Eliza Doolittle'a rastlar. Hırçın ve kaba davranışlarıyla etrafa sataşmaktan kendini alamayan muzip genç kız, sadece argo değil, üstelik berbat bir aksanla da konuşmaktadır. Higgins, kendisi gibi bir dil bilimci olan dostu Albay Pickering ile bir bahse girer: Eliza üstüne para alarak profesörün evinde kalacak ve diksiyon kursları alacaktır. Higgins, genç kızı tamamen yola getireceğine ve Eliza'nın bir süre sonra gerçek bir hanımefendiden ayırt edilemeyeceğini iddia etmektedir. Bernard Shaw'ın 1912 tarihli oyunu Pygmalion'dan uyarlanan ve Broadway'de 1956-62 yılları arasında büyük sükse yapan My Fair Lady'nin başarısı, sahne müzikalini uyarlayan Alan Jay Lerner'in film yönetmeni George Cukor'la işbirliğini doğurdu. Eliza rolünün kariyerinin zirvesindeki Audrey Hepburn'e verilmesiyle de sinema tarihinin zafer anlarından biri tescillenmiş oldu.
Amerika’nın en popüler film yıldızlarından Reese Witherspoon, edebiyat dünyasının yarattığı en güçlü kadın karakterlerden biri olan Rebecca (Becky) Sharp’ı beyaz perdeye taşımak için dünyanın en çok ses getiren film yönetmenlerinden Mira Nair ile güç birliği yapıyor...William Makepeace Thackeray’nin klasik romanının sinemaya yeniden uyarlamasında seyirci güzel, tutkulu, esprili ve hesapçı bir kadın olan Becky’nin dünyaya kafa tutmasını zevkle seyredecek.
Fakir bir çevrede büyüyen Angel’ın en büyük hayali ünlü bir yazar olmaktır. Ancak kimse, hatta annesi bile onun bu hayaline inanmamaktadır.
Paris, 1835. Çapkın ve ahlaksız Ryno de Marigny’nin, saf ve temiz aristokrat kızı Hermengarde ile gerçekleşecek evliliği herkesin dilindedir. Ancak iki sevgilinin aşkını görmezden gelerek dedikodu yapanlar, genç adamın zaafını bilmektedirler. Nitekim de Marigny, ateşli bir İspanyol fahişesi olan Vellini ile 10 sene süren tutkulu bir aşk yaşamıştır ve onun nefesini hala ensesinde hissetmektedir. Bu mahremiyet, gizem ve aldatma girdabından sadece bir çift kurtulacaktır...
On dokuzuncu yüzyılın sonunda geçen film, karısı ile sevgilisi arasında kalan soylu bir erkeğin çaresizliğini konu ediyor. Erkek, karısının bir başkasından olan çocuğunu öldürdükten sonra canına kıyar. Film, sinema diliyle, Visconti estetiğinin son örneği olmasıyla ilgi çeker. Ama yönetmen filmde kişilerin toplumsal konumlarına değil, bireysel dünyalarına ilgi duyar.