Kina Strandberg
Emma
Theodor Larzon
Fredrik
Türkiye'de yasal platformda bulunamadı
Bu içerik şu an seçili ülkedeki yasal platformlarda listelenmiyor.
Ortalama puan
—(0 oy)
Puan vermek için giriş yap
Yorum yapmak için giriş yap
Henüz yorum yok. İlk sen yaz!
Yahudi bir ailenin kızı olan Leni, nişanlısı Rafi’ yi ailesi ile tanıştırmak için onu akşam yemeğine davet eder. Araları günden güne açılan bir anne baba, dansözlük yapan çılgın bir abla, koyu bir Ortodoks olan evin oğlu, bıçağı parmaklarının arasında gezdiren kör bir büyükbaba ve bunların arasında kalmış, normal denilen vasıflara sahip Leni, Rafi’ yi evine davet ederken bu çılgınları hesaba katmış mıydı, gecenin ilerleyen saatlerinde anlaşılıyor.Ailenin gözüne girmek için, yemek hazırlıklarına yardım eden Rafi, donarak koca bir buz kalıbına dönmüş çorbayı elinden düşürür. Kayan buz kalıbı camdan fırlar ve yoldan geçen birisinin kafasına isabet eder. Paniğe kapılan Rafi’ yi, Leni sakinleştirir ve öldüğünü düşündükleri adam için bir ambulans çağırırlar. Hiç birşey olmamış gibi ambulansın siren sesleri eşliğinde yemeklerine devam ederler. Ama Rafi’nin içi hiç de rahat değildir.
Chicago Memorial Hastanesinin acil servisinin şefi olan Dr. Joe Darrow, travma ve yaralanma vakalarında tanınmış bir uzmandır. Kendisi gibi bir doktor olan eşi Emily Venezüella’daki bir yardım görevi sırasında, dağda geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını yitirir. Onun bu göreve gitmesine baştan beri karşı çıkan Joe büyük bir buhran içine girer. Olayın üzerinden altı ay geçmesine rağmen Emily’nin cesedi bulunmaz. İçine girdiği buhran nedeniyle hastanedeki davranışları kötüye giden Joe’ya yöneticisi bir süre izin alıp kafasını dinlemesini önerir. Joe kendisini Emily’den kalan anılarla beraber tüm dünyadan izole eder. Bunlar arasında karısının simgesi olan yusufçuk böceği de vardır. Bir gece evde yanlız başınayken yusufçuk şeklideki broşlardan birisi sanki biri tarafından itilmişcesine masadan yere düşer. Joe gittikçe daha fazla halüsinasyonlar görmeye başlar.
Lawrence Michael Levine’in yazıp yönettiği Black Bear, yaratıcılık konusunda sıkıntı çeken bir film yapımcısının hikâyesini konu alıyor. Geçirdiği sıkıntılı dönemde inzivaya çekilme ihtiyacı duyan Allison karakterinin bir arkadaşının önerisiyle gittiği göl kıyısındaki evde, evin sahipleri olan müzisyen Gabe ve dansçı partneri Blair ile geçirdiği günleri sıra dışı bir anlatımla aktaran film, üç karakterin olay örgüsündeki kırılmalarla değişen ilişki dinamikleri üzerine kurulu. Allison’ın, Blair ve Gabe çifti ile olan iletişimi ilerledikçe çözülen bir hikâye ortaya çıkıyor. Bu noktadan sonra kamera önü ve arkası arasındaki ayrım da yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Böylelikle karakterin başka bir karakteri canlandırdığı, film içinde filmin yer aldığı, çok katmanlı bir yapıyla karşılaşıyoruz. Tüm bu kırılmalar, çeşitli zıtlıklar arasındaki çekişmelerin işlendiği derinlikli bir anlatı oluşturuyor.
Hester Prynne (Demi Moore), kocası uzun süredir kayıp olan bir kadındır. Yeni İngiltere'deki Puritan topluluğunda yaşamaktadır ve bu katı, muhafazakâr toplumun ahlak kurallarına uymak zorundadır. Ancak Hester, kocasının öldüğüne inanarak din adamı Arthur Dimmesdale (Gary Oldman) ile yasak bir aşk yaşamaya başlar. Bu ilişki sonucunda hamile kalır ve toplumun öfkesiyle karşılaşır. Doğan çocuğu nedeniyle Hester, zina ile suçlanır ve "A" harfiyle damgalanır; bu harf, işlediği günahı ve utancı sembolize etmektedir. Toplumun dışladığı Hester, buna rağmen güçlü bir duruş sergiler ve kızını büyütmeye devam eder. Arthur ise aşkı ve dini inançları arasında sıkışıp kalır, bu da kendi içinde büyük bir suçluluk ve vicdan muhasebesine neden olur.