Gregory Peck
Douglas MacArthur
Ivan Bonar
Lt. Gen. Richard K. Sutherland
Ward Costello
Gen. George C. Marshall
Nicolas Coster
Colonel Sidney Huff
Marj Dusay
Jean MacArthur
Ed Flanders
President Harry S. Truman
Warde Donovan
General Shepherd
Branscombe Richmond
Korean Soldier
Jerry Holland
Aide
Art Fleming
The Secretary
Russell Johnson
Admiral King
Sandy Kenyon
General Wainwright
Türkiye'de yasal platformda bulunamadı
Bu içerik şu an seçili ülkedeki yasal platformlarda listelenmiyor.
Ortalama puan
—(0 oy)
Puan vermek için giriş yap
Yorum yapmak için giriş yap
Henüz yorum yok. İlk sen yaz!
2. Dünya Savaşı'ndan tüyler ürpertici, gerçek bir hikaye... İngiliz denizciler, 2. Dünya Savaşı'nda bir alman savaş gemisinin peşine düşerler. Gemiyi bulmaları ve yok etmeleri gerekmektedir.
Libya taraflarında, Sahra çölünde, savaş tecrübesi kazanmaları için "güneş batmayan ülkenin" emrine amade ettiği, Çavuş Joe Gunn'ın yetkisinde bulunan tankın, yeni bir emir alarak güney tarafına doğru geri çekilmesiyle başlıyor film. Filmin ikinci adımı, konunun kalan kısmını oluşturuyor. Akroma harabelerinde damla damla akan bir kuyuda ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyor tank mürettebatı. O esnada 500 kişiden oluşan bir Alman birliği aynı dertten muzdarip olarak kuyuya yönelir. Çavuş Joe ve ekibi ülkeleri adına, tarihte de benzer başarılı örnekleri mevcut olduğu üzere savunma yaparak Almanları meşgul etmeyi planlarlar.
1930'lu ve 40'lı yıllarda geçen hikayede Guy (Stuard Townsend), Cambridge'te burslu okuyan İrlandalı bir gençtir. Henüz on sekiz yaşında genç bir adam olan Guy, bir gün aniden odasına giren yarı Amerikalı yarı Franzsız bir genç kıza, Gilda'ya (Charlize Theron) aşık olur. Varlıklı bir ailenin kızı olan ve hayatını bu zenginliğin getirdiği rahatlıkla sürdüren Gilda ve Guy arasında, yıllar boyu sürecek ve bazılarının felaketini hazırlayacak bir aşk başlar. Okul bittikten sonra Guy ve Gilda, Paris'te Gilda'nın İspanyol göçmeni arkadaşı Mia (Penelope CRUZ) ile aynı evi paylaşmaya başlarlar. Ancak 2. Dünya Savaşı kapının eşiğindedir. Guy ve Mia direnişçilere katılıp faşizme karşı savaşmaya karar verirler ve onlardan çok farklı bir hayat tarzı benimseyen Gilda'yı bırakarak giderler. Savaş esnasında Mia ölür ve Guy Gilda'yla tekrar görüşemeyince İngiltere'ye döner. Bir süre sonra İngiliz istihbarat subayı olarak yeniden Paris'e gelen Guy, Gilda'yı Alman subaylarla birlikte görür.
Joy Mangano henüz küçüklüğünden itibaren hayal gücü çok gelişmiş olan, yeni icatlar üretme peşinde bir kadındır. Hayatında ve ailesinde yaşadığı zorluklara rağmen üretkenliğini hiç yitirmez; günlük yaşamda pratik konulara dair elinden her türlü iş gelir. Bu arada boşandığı eşi, sorunlu annesi, ilgi isteyen iki küçük çocuğu ve yarı belalı babasıyla "normal" bir hayat sürdürmeye çalışır. Fakat bir gün her şey canına tak eder ve Joy yarım bıraktığı hayallerinin bir ucundan tutmak için yeniden kolları sıvar. Attığı bu adım, bütün hayatını tamamen değiştirecektir.