Kristoffer Joner
Knut Pedersen
Ane Dahl Torp
Nina Skåtøy
Anne Ryg
Lise Tanner
Jan Gunnar Røise
Werner Ludal
Stig Henrik Hoff
Jan Klåstad
Fridtjov Såheim
Gunnar Bøe
Silje Torp
Anne Britt Bru
Jon Øigarden
Harald Tholfsen
Elin Sogn
Unni Langmoen
Henriette Steenstrup
Fru Bøe
Linn Skåber
Rektor
Robert Skjærstad
Unni Langmoens man
Türkiye'de yasal platformda bulunamadı
Bu içerik şu an seçili ülkedeki yasal platformlarda listelenmiyor.
Ortalama puan
—(0 oy)
Puan vermek için giriş yap
Yorum yapmak için giriş yap
Henüz yorum yok. İlk sen yaz!
1970'lerde bir hayli kırılgan olan Alman demokrasisi, bombalı saldırılar, terörizm tehdidi ve içerdeki düşman korkusuyla her sammaktayd Nazi kuşağının yeni nesil radikal çocukları Andreas Baader, Ulrike Meinhof ve Gudrun Ensslin, faşizmin yeni yüzü olarak gördükleri ve çoğu Nazi geçmişine sahip Alman yetkililer tarafından desteklenen Amerikan emperyalizmine karşı şiddet dolu bir savaş vermektedirler. Amaçlarının daha iyi bir toplum yaratmak olduğunu söyleyen grup, zamanla yaydıkları terör ve yaptıkları kanlı eylemlerle kendi insanlıklarını kaybedecektir. Onları anlayan tek adam aynı zamanda onların peşindeki adamdır: Alman polisinin başı Horst Herold. Herold genç teröristleri ele geçirmeyi başarsa da bunun buzdağının sadece görünen yüzü olduğunun farkındadır.
Augusten Burroughs, alkolik bir baba ile psikolojik sorunları olan bir annenin kavgaları arasında büyümüş bir gençtir. 14 yaşına geldiğinde annesi babasından boşandıktan sonra, Augusten için annesi bir rol modeli haline gelir. Annesi ise kendini başarılı bir şair zanneden kimlik bunalımı içinde bir kadındır. Oğlunun sorumluluğunu daha fazla kaldıramayacağını düşünen Deirdre, psikatristi Dr. Finch'in isteği üzerine oğlunu Finch'in evine yerleştirir. Deliler arasında büyüdüğünü düşünen Augusten'in fikri Finch'in ailesini görünce değişir. Bu çatlak ailenin bir parçası olmakta da pek gecikmeyecektir * Akıl hastanesini andıran bir ev, deliler koğuşundan fırlamış tiplemeler... Hayatlarındaki tek kural abuk sabuk bir Hope oyununun anlamsız yasaları, anne figürü adeta silinerek yok edilmiş; baba, karizmasıyla yaşayan bir piskopat... Tanrıyla, bilimle, seksle,sanatla, kısaca bulabildikleri her şeyle kafayı bozmaya çalışan,delirmekten başka çareleri kalmamış karakterlerle dolu bir film.
Afgan yazar Khaled Hosseini’nin aynı adlı çok satan romanından uyarlanan The Kite Runner’da, uzun yıllardır Kaliforniya’da yaşayan Amir adlı bir Afgan göçmenin, çocukluk arkadaşı Hassan’ın oğlunun başının dertte olduğunu öğrenmesinin ardından ona yardım etmek için Taliban yönetimi altındaki anavatanına geri dönüşünün öyküsü anlatılır.
Susie, 14 yaşında öldürülmüş ve cennete gitmiştir. Ölümünden sonra dünyada onsuz sürüp giden yaşamı, ortadan kayboluşuyla ilgili yorumlarını, ailesinin sevgili kızlarının canlı bulunması umuduna sarılmasını ve katilinin cinayetten kalan ipuçlarını yok etmeye çalışmasını takip eder. İstediği herşey düşündüğü an yerine gelmektedir ama dünyada da hayat sürerken Susie’de bir şekilde o hayata dahildir.
Basit kaygıları olan saf İrlandalı genç Gerry Conlon, 70’li yıllarda Londra’ya gelir. Kendini hayatın akışına kaptıran delikanlı burada bir işgal evinde serbest bir hayat yaşayan gençlerle birlikte zaman geçirmeye başlar. Bir polis baskınında hiç ilgisi olmadığı 1974 Gyildford bombalamasından sorumlu tutularak tutuklanır. O dönemin İngiltere’sinde şimdikinden çok farklı olarak, terörle mücadele adına insan haklarının hiçe sayıldığı uygulamalar olmaktadır. Yoğun fiziksel ve manevi işkencelerin baskısı altındaki Gerry’nin ömrünün sonbaharındaki masum babası da, suç ortağı olarak hapse atılır. Kadın bir avukatın yıllar süren çabalarının da yardımıyla, Gerry maruz kaldığı adaletsizliğe direnmeye başlar.
Rio de Janeiro’dayız. Hayat güzel, insanlar plajda keyif yapıyor ve her şey çok rahat, hoş, sakin. Ancak, yıl 1971 ve Brezilya askeri diktatörlüğün git gide sıkılaşan pençesinde eziliyor. O gün, eski milletvekili Rubens Paiva ordu tarafından gözaltına alınır, karısı Eunice de daha sonra tutuklanır. Eunice günler sonra serbest bırakılır, ancak Rubens ortadan kaybolmuştur. Beş çocuğuyla ortada kalan Eunice, ailesinin paramparça oluşuyla hem aktivist hem de bir avukat ve kahraman olarak hayatını ve kendini baştan yaratmak zorunda kalır.