William Eythe
Charles Morton
Stanley Holloway
Emile Pollet
Hazel Court
Gabrielle Vermorel
Margaret Rutherford
Madame Vernorel
George Thorpe
Sen. Philipe Renault
Irene Browne
Mme. Renault
Beatrice Campbell
Margot
Basil Sydney
Georges Vermorel
Ada Reeve
Mathilde - the Concierge
Graeme Muir
Count de Brissac
Wilfrid Hyde-White
Garin - News Editor
John Ruddock
Doctor
Türkiye'de yasal platformda bulunamadı
Bu içerik şu an seçili ülkedeki yasal platformlarda listelenmiyor.
Ortalama puan
—(0 oy)
Puan vermek için giriş yap
Yorum yapmak için giriş yap
Henüz yorum yok. İlk sen yaz!
Piyangodan Monica Bellucci'yi kazansaydınız? Ya da hep hayalini kurduğunuz ancak yanına bile yaklaşamadığınız herhangi birini? Kolay kolay yüzünüze gülmeyecek olan talih François'e selam vermeden geçmez. Piyangodan büyük ikramiyeyi kazanan adam da ilk iş olarak Pigalle gece kulüplerinin efsane güzeli Daniela'nın yanında alır soluğu. Sıradan bir günde yanına bile yaklaşamayacağı bu kadına reddedilmesi güç bir teklif yapar. Karısı olarak geçireceği her ay 100.000 Euro ile ödüllendirilecektir. Paranın sıcaklığı erkenden elini yaksa da, teklifi kabul eden Daniela, Charly ve büyülü gece hayatından uzak kalmaya dayanabilecek midir?
Toplumun kurallarıyla boğuşan, cinsellik ve özgürlüklerinin karmaşasına düşen karakterlerle dolu, birbirine muğlak derecelerde bağlı olan bölümlerden oluşan bir Bunuel filmi. Filmde, bir yemek masası çevresinde klozetlere oturmuş insanların kimsenin görmediği yerlere çekilip yemek yemek için özürlerle sofradan kalkmaları gibi sahneler mevcut. Komik ve çılgın öğelerin bulunduğu filmde, Luis Bunuel sürrealistliğini doyasıya ortaya çıkarmıştır. Onlarca başyapıt çıkarmış bir yönetmenin en sıradışı çalışmalarından biri * bunuel: ironi ve absürtlük... toplumu yerden yere vurarak eleştiren, bitirmediği, yarım bıraktığı hikayeler ile insanı meraktan çıldırtan bir film * İnsanların özgürlüğü aradıkları ama onun anlamını bilmedikleri ve daha çok ondan korkmaları... Sahnelerde hep ters ilişki var, burada asıl özgürlük bir hayalet gibi (komünist manifestonun giriş bölümünde böyle bir hayalet benzetmesi yapılmakta) küçük burjuva ve konfor arayışındaki insanların arasında sadece geziniyor.
Hikayenin flashbacklerle aktığı filmde, Mathieu bir trende üstüne bir kova su döktüğü Conchita'yı saplantı haline getirir. Filmde, Mathieu ve Conchita adlı karakterlerin arasında yaşanan arzulayan ve arzulanan dengesi ortaya konulur. Bunuel'e yakışır tarzda filmde alışılmışın dışında farklılıklar mevcut. Örneğin, Conchita'yı biri daha çocuksu, diğeri daha fettan olan iki ayrı kadın karakter oynar. Ayrıca, filmin örgüsünde o dönemde yaşanan terörizme de, toplumda normal karşılanmış haliyle yer verilmiştir. Kadın ve Kukla adlı kitaptan sinemaya uyarlanan film Bunuel'un sürrealistliğiyle başka bir boyut kazanmış ve birçok ödül almış ve Oscar'a da iki dalda aday gösterilmiştir.
Efendisi öldükten sonra William, arkadaşları ile birlikte yola koyulur. Yolda Chaucer isimli bir yazara rastlar. William, ondan genetik dökümanlarla oynayarak kendisini şövalye yapabilecek bir soyağacı ister.
Stephane Miroux uyku halindeyken 'Stephane TV'nin karizmatik sunucusudur. Kartondan yapılma kameralar karşısında 'Uyku Bilimi' hakkında yorumlar yapar. Gerçek yaşamındaysa Paris'teki bir takvim yayıncılık şirketinde sıkıcı bir işi vardır. Aynı apartmanda karşı dairede yaşayan Stephanie (Charlotte Gainsbourg) adlı güzel kıza ilgi duyar. Stephanie ilk anda Stephane'den etkilendiği halde sonradan çocuksu tavırlarını ve gerçeklikle zayıf bağlantısını görünce kafası karışarak uzaklaşır. Stephane'ın kaba kişilikli bir insan olan iş arkadaşı Guy, bu işin çözümünün karşıt cinste olduğu önerisinde bulunur ama Stephane onun öğütlerini dinleyemeyecek kadar bulutların üzerindedir. Stephanie'nin kalbindeki sırları uyanıkken çözmeyi başaramayan Stephane, cevaplarını rüyalarında aramaya başlamıştır...
Charlie, Paris’ten arayıp Fransız güzeli Juliette’e aşık olduğunu itiraf ettiğinde nişanlısı Kate, onu geri kazanmak için uçuş korkusunu yenip Paris’e gelmeye karar verir. Uçakta yanında oturan Luc, her ne kadar gizlemeye çalışsa da aslında bir hırsızdır ve çaldığı mücevherleri Kate’in çantasına saklar. Paris’te mallarını geri almak isteyen Luc, eski nişanlısını tekrar kazanmak isteyen Kate ve belki de Luc’tan hoşlanmaya başlayan Juliette arasında seyre değer bir oyun başlar.
Tati'nin cins kahramanı Bay Hulot kayın biraderinin ultramodern evine ve de plastik hortum üreten steril bir fabrikaya düşmesiyle tuhaf bir durum komedisi çıkartıyor. Hulot serisinin mekanikleşmiş yaşamı nefis bir şekilde hicveden bu ikinci filmi ile Tati hem yönetmen hem de oyuncu olarak karşımızda.