Elisabeth Bergner
Marianne Jannetier
Randolph Scott
Flight Lt. Nicholas "Nick" Jordan
Basil Rathbone
Andre Benoit
Eduardo Ciannelli
Mouche, the bartender
Gale Sondergaard
Madame Colette
Lee J. Cobb
Captain Schwabe
Charles Arnt
Nazi Lt. Lantz
William Edmunds
'Professor', the bar owner
Paul Leyssac
Chief of Underground
J. Pat O'Malley
Sgt. 'Mack' McAvoy
Gene Garrick
The Panicked German Co-Pilot [script name: Wolfgang Schmidt]
Pedro de Cordoba
Fiery Speaker at Jannetier House
Türkiye'de yasal platformda bulunamadı
Bu içerik şu an seçili ülkedeki yasal platformlarda listelenmiyor.
Ortalama puan
—(0 oy)
Puan vermek için giriş yap
Yorum yapmak için giriş yap
Henüz yorum yok. İlk sen yaz!
Felaket filmlerinin harika bir parodisi olan The Big Bus, dünyanın ilk nükleer enerjili otobüsünü konu alıyor; 32 dev tekerleğe sahip, 75 tonluk bir canavar ve New York’tan Denver’a olan ilk yolculuğu. Dünyanın en büyük otobüsünü kullanan kişi, tabii ki dünyanın en büyük otobüs şoförüdür. Onun yardımcı pilotu ise aniden bayılma eğilimindedir ve yolun kenarına gitme eğilimi vardır. İki kötü adam, otobüsü yok etme yemini eder ve bu da komik bir gerilim yaratır.
1930'lu ve 40'lı yıllarda geçen hikayede Guy (Stuard Townsend), Cambridge'te burslu okuyan İrlandalı bir gençtir. Henüz on sekiz yaşında genç bir adam olan Guy, bir gün aniden odasına giren yarı Amerikalı yarı Franzsız bir genç kıza, Gilda'ya (Charlize Theron) aşık olur. Varlıklı bir ailenin kızı olan ve hayatını bu zenginliğin getirdiği rahatlıkla sürdüren Gilda ve Guy arasında, yıllar boyu sürecek ve bazılarının felaketini hazırlayacak bir aşk başlar. Okul bittikten sonra Guy ve Gilda, Paris'te Gilda'nın İspanyol göçmeni arkadaşı Mia (Penelope CRUZ) ile aynı evi paylaşmaya başlarlar. Ancak 2. Dünya Savaşı kapının eşiğindedir. Guy ve Mia direnişçilere katılıp faşizme karşı savaşmaya karar verirler ve onlardan çok farklı bir hayat tarzı benimseyen Gilda'yı bırakarak giderler. Savaş esnasında Mia ölür ve Guy Gilda'yla tekrar görüşemeyince İngiltere'ye döner. Bir süre sonra İngiliz istihbarat subayı olarak yeniden Paris'e gelen Guy, Gilda'yı Alman subaylarla birlikte görür.
Jimmy Tudeski, eski kirli işlerinden sıyrılmış kendisine yeni bir yaşam kurmuştur. Karısıyla birlikte sade ve mütevazi bir yaşam sürmeye başlamışlardır. Jimmy artık ev işlerine yardımcı olmakta, yemek işini bizzat üstlenmektedir. Karısı da kocasının bu yeni durumuna inanamamaktadır! Fakat bu huzur uzun sürmeyecektir. Komşusu Oz’un karısı Macar kökenli bir gangster tarafından kaçırılınca, karısıyla birlikte olaya el atmaya karar verir. Önceleri ilgililenmek için elinden geleni yapsa da, kısa bir süre sonra davetsiz misafirler bahçesinde bitecek ve Jimmy’nin eski defterlerini açacaklardır. 2000 yılının hit komedisi The Whole Nine Yards’ın devam filmi. Bruce Willis ve Matthew Perry devam filmi için bir kez daha birlikte kamera önüne geçtiler. Howard Deutch ise ilk filmin yönetmenliğini üstlenen Jonathan Lynn'ın yerini aldı. İlk filmin hayranları şüphesiz devam filminde de aradılarını bulacaklardır.
Hindistan'ın Champaner kenti büyük bir kuraklık içerisine girmiştir. Köylüler bir araya gelerek, toprak sahiplerinden Lagaan adlı verilen vergilerin bir süre için durdurulmasını isterler, çünkü ellerinde vergi namına verecek hiçbir şeyleri kalmamıştır. Fakat İngiliz yerel yöneticiler Hintli halkın önüne bir koşul koyalar. Lagaan vergisinin kaldırılması ancak köylülerin İngilizleri bir kriket müsabakasında yenmesine bağlıdır! Fakat köyde kriket oynamayı bilen hiç kimse yoktur... Köyden Bhuvan adında genç ve cesur bir delikanlı, eline ahşaptan bir sopa almamış olmasına İngilizlere meydan okur. Bu arada bu "adil" düelloyu duyanlar akın akın köye gelirler. Köylülerin ve Bhuvan'ın kendilerinden başka tek destekçisi ise İngiliz albay Russell'ın kız kardeşi Elizabeth'tir. Hindistan'ın İngiliz sömürgesi altında olduğu dönemde geçen filmin yönetmeliğni Ashutosh Gowariker üstleniyor.